HİPNOZ
Uzm. Dr. Tahir Özakkaş
Hipnoz… Bilinç altına direkt ulaşım . İnsanın beraberinde taşıdığı iki dünyadan arkadakiyle aracısız görüşme. Bilinç altına giriş kapısı. Psikolojinin hep uzak durmak istediği ama kaçamadığı bir kavram.
Sebep-sonuç arasındaki zincirin en çok silikleştiği olgulardan biri. Aradaki zincir silik olunca hipnoz da haliyle sihirli bir değneği andırıyor. Hipnozun belki de en büyük şanssızlığı da bu. Sonuçlarının bizi çok az bildiğimiz bir dünyanın (bilinç altının) içine sürüklemesi ve bilmediğimiz bu dünyanın içinde bütün bütün kaybolmamak için hipnozu inkâr etmemiz. Belki biraz korku; bilinmeyene karşı duyduğumuz hazır korku. Belki de şarlatanlatanların elinde bir alet olmaktan kurtulamayacak aslı olmayan bir kavram. Ancak, rahmetli Ayhan Songar’ın da belirttiği gibi araştırılması Fizyolojinin ve Psikolojinin sahasına giren bir kavram.
Hipnozu belki de en çok çekici kılan Psikoloji için kritik bir kavram olan, organizmayı dışardan yöneten ve onun üzerinde adeta patron edasıyla kararlar veren bir olgu olan bilinç altıyla direkt olarak iletişim kurması. Ve de haliyle siz patrona etki edebilirseniz organizmayı da istediğiniz doğrultuda yönetebilirsiniz. Hipnozun ne kadar önemli ve yeri geldiğinde de dramatik bir alet olduğuna dair somut örnek vermek gerekirse:
“Dr. Hack Tuke’in kör bir şahısta direkt telkinle değil fakat, endirekt telkin ve onu doğuran heyecanla senkop (bayılma) tevlid ettiği bu hadisede, kör sujeye bacağında bir yara açıldığı ve oradan durmamacasına kan kaybettiği telkin edilmiş ve bu esnada sanki kan akıyormuş hissini vermek için ılık su akıtılmıştır. Ve bu senkop (bayılma) ölümle neticelenmiştir.” (Van Pelt, 2 s:268)
“Psikiyatrik kişiliğinden habersiz olunan bir öğretmene, sırf ağrılarını ortadan kaldırmak amacıyla bir seans tertiplenmiştir. Hipnotizörün yaptığı bu seans çok başarılı geçmiş ve hastanın sırt ağrıları tedavi edilmiştir. Fakat nevrotik bir kişiliğe sahip olan öğretmen bu ağrıları yoluyla ile çatışmalarını boşaltmakta ve rahatlamaktadır. Kendisine bu imkanı sağlayan kapı da Hipnoz seansı ile, hiçbir tedbir alınmadan kapatılınca hastamız derin bir depresyona girmiştir. Birkaç gün sonra kendisini 7. kat penceresinden atarak intihar etmiştir.”(Amerikan Ansiklopedisi, s:679680)
Evet gözüken o ki bilinç açıkken bastırmalarla savaşan telkin, bilinç aradan çıkınca meydanı kendisi için boş buluyor ve ciddi derecede etkili bir silah halini alabiliyor. Galile ilk defa dünya yuvarlak dediğinde asılmak istenmişti; hipnoza bu perspektiften yaklaşabileceğimiz gibi şarlatanlık olduğunda diretmemiz de mümkün. Zamanın kucağında hipnozun da her şey gibi netlik kazanacağı ise şüphesiz.
Dr. Tahir Özakkaş…Tıp ve Siyasal Bilgiler fakültelerini bitirmiş. Lisansı üzerine bir dönem yurtiçinde ve bir dönem yurtdışında yoğun bir lisans üstü eğitim programından geçen Özakkaş şu an ise Azerbeycan Devlet Tıp Üniversitesi’nde Öğretim görevliliği yapmaktadır. Çalışma alanı anksiyete bozukluklarının tedavisinde hipnoterapi ve hipnoanaliz. Yani kısacası Özaakkaş Hipnoz konusunda Türkiye’de bilimsel anlamda ciddi bir altyapıya sahip birkaç isimden biri. Ve biz de konuyu bilenden dinlemek istedik ve Sayın Tahir Özaakkaş’ı muayenehanesinde ziyaret ettik…
Hipnoz nedir? Uykudan farklı yanı nedir?
Hipnozla uykunun direkt bir alâkası yok. Bilim dilinde değişik bir şuur hali olarak isimlendirilir. Uyanıklık halinden de uyku halinden de ayrıdır. O zaman üçüncü bir boyut çıkıyor karşımıza. Tarih sürecinde insanlar farkında olarak ya da olmayarak bu değişik şuur haline her zaman girmiştir. Birtakım dini törenlerde, ayinlerde, modern çağda propoganda gösterilerinde trans hali dediğimiz değişik şuur halleri şeklinde görürüz. Hipnotik trans insanların kortikal faaliyetlerinin belli bir uyarana karşı vermiş olduğu özel bir cevap halidir.
Tanımların bu kadar net olmamasının sebebi bu konudaki bilgi eksikliği olabilir mi?
Biz bilimsel netlik dediğimiz zaman, sebep-sonuç ilişkisi net olarak bilinen fizyopatolojik süreçleri kastederiz. Bu perspektiften baktığımızda mesela, psikiyatri çok bilinen bir hastalıklar kümesini oluşturan yapıdır. Fakat psikiyatri içinde hastalık isminde andığımız birkaç hastalık dışında bildiğimiz hiçbirşey yoktur. Alzheimer hastalığı, alkolün etkisi, beyin enfeksiyonlarına bağlı ruhsal bozukluklar, birtakım uyuşturucu madde veya ilaçların etkilerine bağlı bozuklukları net olarak bilirken; bir şizofreninin, psikozun, nevrozun, ne olduğunu bilemiyoruz. Sadece bu konuda teoriler var.
Kısmen de olsa bunları gösteremiyor muyuz?
Hayır. İşte bu konuda yanılıyoruz. Kısmen gösteriyoruz derken hipnozun da kısmen ne olduğunu gösterebiliyoruz. Bilimsel netlik derken, başlangıcını, gelişimini, sebebini ve süreçlerini tamamen bildiğimiz bir olaya biz ‘tamam, budur!’, diyoruz; diğerine iddia ve teori bazında kalmış hipotezler bazında bakıyoruz. Hipnozla ilgili bilim adamlarının araştırmaları sonucunda kesinlikle şu şudur, şu süreçlerden oluşur şeklindeki bir netlik yoktur. Hipnozu izah eden çeşitli teoriler vardır. Bu teorilerin de, incelediğiniz zaman geçerliliğini, güvenilirliğini görürsünüz ama bütünü izah etmede eksik kalıyor.
Siz hipnozu nasıl kullanıyorsunuz? Terapi sırasında ihtiyaç olunca mı, yoksa her gelen hastanıza hipnoz yapıyor musunuz?
Hipnoz bir cerrahın elindeki bistüri gibidir. Bir psikiyatristin elinde de hipnoz bir tekniktir. Siz hangi hastalığa hangi şekilde bir cerrahi operasyon yapacağınıza, hangi tip bistüri kullanacağınıza karar verirsiniz ve uygulamaya geçersiniz. Bize insanlar çeşitli rahatsızlıklar nedeniyle geliyorlar. Biz de bu rahatsızlıkların eğer psikoterapiyle tedavi edilebileceği kanaati olursa, hastalarımıza psikoterapi öneriyoruz, kabul ederlerse psikoterapiye giriyoruz. Psikoterapilerin içinde de belirli hastalık kümelerinde hipnotik transı bir bistüri mahiyetinde kullanarak psikoterapi işletiyoruz.
Psikoterapinin daha süratli olması, hastalığı daha çabuk kontrol altına alabilmeyi sağlaması perspektifinde biz hipnozu kullanıyoruz. Hipnozun kendi başına tedavi edici bir özelliği yok. Yani cerrahın elinde duran bir bistüri müdahale edilmediği sürece hiçbir fayda etmez. Hipnoz da öyle birşey. Hipnozu yapmak herkesin yapabileceği birşeydir ama bu şuna benzer: Kasapla cerrahın hastaya yaklaşması gibi ikisi de bıçağı iyi kullanır; ama birisi öldürür, diğeri yaşatır.
Hipnoz ile direkt bilinç altı ile mi muhatap olunuyor?
Biliyorsunuz, bilimsel netlik olmayınca teoriler ve ekoller çok yaygınlaşıyor. Bir psikoterapi sürecine girebilmeniz için insan hakkında bir kavramınızın olması lazım. Davranışçı Ekol, Dinamik Ekol, Kognitifçi Ekol, Geştaltçi Ekol, Varoluşçu Ekoller, insanı bütünüyle, hayatıyla ve çevresiyle kuşatan, tanımlayan ve izah eden ekollerdir. Bunlardan birini seçmek durumunda olunca insanın bir bakış tarzı var. Eğer dinamik ekolden hastayı, patolojisini değerlendirecek olursak orada Freud’un getirmiş olduğu bilinç ve bilinç dışı kavramlarıyla karşılaşacaksınız. Bu kavramın içeriğini alıp Davranışçı Ekole veya Pavlovien Ekol’le bakıyorsunuz inhibe edilen ve geri planda bırakılan yapılarla aktive edilen yapılar olarak izah ediliyor. Aslında içeriği aynı şeyi anlatıyor. Kognitif Ekol, bilinç dışı afonksiyonel şema diyor. Aktif olarak onun varlığını hissedemiyorsunuz ama onun uzantıları ile hayatınızı sürdürüyorsunuz. Bakıyorsunuz bu içerik Freud’un bilinç dışı içeriği ile aynı ama bunu bir başka perspektiften size izah ediyor.
Peki, sizin bakış açınız nedir?
Burada bir bakışı değerlendirmek veya eleştirmek bizim gibi insanların haddi değil. Çünkü bütünüyle kucaklayacak bir bilgi birikimine ve tecrübeye sahip olmanız gerekir ki o boyutta düşünüp o boyutta olayları değerlendirebilesiniz. Benim kişisel kanaatim bütün ekollerin bir hakikatin bir parçasını izah ettiği perspektiftir. Her bir ekol bir hakikati, bir doğruyu keşfetmiştir; ama bütüne yaklaşmak konusunda bütünden uzaktır. Dolayısıyla ben de klinik tecrübelerimle her hastanın ve hastalığın bu parçalarından birisinin bozulmasına bağlı olarak birtakım sıkıntıların yaşandığını gördüm. 15-16 yıllık hekimlik hayatım boyunca binlerce hasta gördüm. Bir kısmı sadece davranışa, alıştırmaya bağlı bozukluklarla geliyor. Bir kısmı kognitif düzeydeki etkilenmelerden geliyor. Bir kısmı bakıyorsunuz çocukluk döneminde yaşamış olduğu travmatik bir hadisenin bugünü etkilemesine bağlı olarak meydana gelen bozukluklar olarak geliyor, veya üçü birden birbirini çoğaltarak etki etmiş oluyor. Dolayısıyla hastayı önce anlayarak, problem nasıl gelişmiş bakarak bu süreci görüp, sonra hangi ekole yaklaşıksa o ekolün teknikleri ve yaklaşım tarzıyla hastaya yararlı olmak gibi bir eklektik yaklaşımı benimsiyorum.
Hipnoz biliçaltına ulaşma yolu mu?
Hipnoz bilinç altına ulaşma yoludur. İnsanlar problemlerinin bir kısmını şuurlu ya da şuurdışı baskılarlar. Kaynak oradadır. Bilinçli olarak bir problemi baskıladıkları zaman bu problemin varlığından haberdardırlar. Ama bir başkasıyla paylaşmazlar. Hipnotik trans bunu rahatça ifade etmelerini sağlar. Bir de bilinç dışı kalmış travmalara hipnotik trans yoluyla ulaşmak ve onların duygusal yönünü boşaltmak -buna katarsis diyoruz- söz konusudur. Burada, kişinin üzerinde bulunan anksiyete, sıkıntıyı rahatlatmış oluyoruz. Buna bir boşaltım yolu diyebilirsiniz. Altında ateş yanan düdüklü tencerenin içindeki basıncı almak gibidir. Ama problem hâlâ altta devam ettiği için yine bir çözüm değildir. Kısa vadede rahatlatıcıdır. Hipnoz alttaki kaynağa inmede yardımcıdır. Yani bilinç dışına ulaşmak, hastalığın kaynağını keşfetmeyi, olayı anlamayı, içindeki birikmiş enerjiyi boşaltarak kişiyi rahatlatmayı sağlıyor. Birinci etabı bu. İkinci etapta hipnozu nerede kullanıyoruz? Özellikle kognitif davranışçı terapi yöntemini hipnozla kombine ediyoruz. Özellikle de davranışçı terapilerde fobilerde, obsesif kompalsif bozukluklarda ve diğer rahatsızlıklarda kişinin problemle karşı karşıya kalması istenir. Bu hastalarda hipnotik trans altında kişi aynı rüyada olduğu gibi zorluklarla birebir karşılaşır. Tepkileri duygusal açıdan birebirdir. Mesela sosyal fobisi olanlarda, hipnotik transla, kişiyi alıp konuşmakta güçlük çektiği yerlere götürüyor ve konuşma yaptırıyoruz. Orada kişi heyecanlanıyor. Ve kaçmak istiyor. Ama biz izin vermiyoruz. Hipnotik transla bunu başarıyoruz.
Peki, başaramadığı oluyor mu?
Tabi.
O zaman ne oluyor?Bir başka güne erteliyoruz. Çeşitli teknikler var. Bu sefer telkinlerle güçlü olduğunu, başarabileceğini söylüyoruz. Hayatta başarmış olduğu dönemlerin hafıza kayıtlarından çağrılmasını yapıyoruz. Hipnotik transta bu çağrı duygusal ve bilgi boyutunda gelir. Normal psikoterapide daha çok bilgi üzerinde işlem yapılır. Karşılıklı iletişimle süreç devam eder. Hipnotik trans altında ise olayın duygu bazı çok önemlidir.
Yani hipnoz elinizdeki bir neşter gibi bir şey?
Bir nevi öyle. Bilinci açıp içine giriyoruz. Aynı cerrahın batını açtığı gibi. Eğer size çok ciddi sıkıntılar ve bunalımlarla gelmişse patlıyor. Daha transa girer girmez bazı hastalarda ağlama krizleri başlar. O kadar zor bastırmıştır ki, birisinin neşteri atmasını bekliyordur. İçindeki travmatik hadiseyi bir an önce boşaltmak ister. Direkt olarak birebir olayı boşaltabildiği gibi sembolik bir dille de boşaltabilir. Trans altında gösterilen bir rüya gibi biz buna hipnotik drama diyoruz bütün mesajlarını hekime ulaştırır.Biz sembol diliyle o rüya dilini çözmeyi başarabilirsek tedavisiyle ilgili net bilgileri elde edebiliriz.
Hipnozda bile bastırma halen var diyebilir miyiz?
Evet. Ego bilinç dışından gelen mesajları kaldıramayacak kadar güçsüz ise sembol dilini kullanmayı ihtiyaç hisseder. Biz ona saygı duyarız, karıştırmayız. Ne zaman ki ego genişler, güç kazanır; ilişkiler yavaş yavaş birebir ilişkiye dönüşür. Yani, koruyucu bir ben hep vardır.
Kişiye isteyemeyeceği bir şey yaptırılabilir mi?
Her hastayı bir fikre ikna etmek mümkündür. Çünkü hasta bir rüya aleminde yaşamaktadır. Bu rüya alemine, onun kimliğine ve kişiliğine uygun bir senaryo hazırlarsınız. Kişi de o seneryoda bir kahraman olduğuna inanarak o eylemi gerçekleştirir. Hipnozun en tehlikeli tarafı da budur. Burada işin içine etik sınırlar girmiyor mu? Evet giriyor. Bu da genel tıbbi perspektife bağlıdır. Hipokrat yeminine bağlıyız.
Telkin etkisi ne kadar sürüyor?
O konuda değişik görüşler var. Kimlik bir bütündür. Kimliğe aykırı olanlar reddedilir. Kimlik ile bütünleşen içerikler telkinle motive olarak, artarak çoğalır. Bir talimat verildiğinde bunun süresi ne kadar olabilir derseniz bir örnek vereyim: Bir öğrenciye, bir yıl sonra şu tarihte, şu hocandan gidip para isteyeceksin dedik. Bir yıl sonra bu telkinin yerine geldiğini gördük.
Kişi bunun bilincinde mi?
Hayır. O anda o saat geldiğinde bir huzursuzluk başlıyor. O anda kişi kendini rasyonalize ediyor ve alttaki dürtüyü harekete geçiriyor. Hipnozun derinlik aşamaları vardır, derecelendirme ölçüleri vardır. Bunlara göre hafiften derin transa giden aşamaları vardır. Hafif ve orta transta kişinin şuuru yerindedir, derin transa girenlerde ise doktor isterse şuuru kaldırabilir.
Hipnotik transa hiç giremeyen bir kişi olur mu?
Yüzde 25 hiç giremiyor. Bunlar isteseler de giremezler. Girmeyeceğim, diye şartlananlar ise daha kolay giriyorlar. Bu durum da düşünceyi belli bir noktaya odaklamaktır.Üstelik bütün translar aslında ototranstır. Kişinin kendi kendini transa sokmasıdır.
Neden yüzde 25 hipnoza hiç giremiyor?
Bu kişilikle ilgilidir. Burada kişinin yanlış algılamaları var. Bunu biraz dinamik teoriyle izah edebilirsiniz. Hipnozu yapan kişi baba figürü yerine geçer; kişinin kendisi de oğul veya kız figürü yerine geçer. Kişi kendisinin kastre edileceği, duyguları ve düşüncelerinin elinden alınacağı ve yok edileceği korkusuyla karşı karşıyadır. Bir savunma mekanizması olarak, otomatik olarak karşı gelir. Bilinç dışı direnç gösterir. Kişi şuurlu olarak hipnoza girmek ve bundan yarar görmek ister ama; içteki dinamikler karşıda hipnozu yapan kişiyi bir güç ve otorite figürü olarak gördüğü için asla ona teslim olmamak, ruhunu ona teslim etmemek şeklinde yorum yaptığı için hipnotik transa giremez. Ayrıca konsantre olamayanlar, zekası belirli seviyeden düşük olanlar, yani düşünceyi entellektüel olarak fazla işletemeyecek olanlar, iletişim kurulamayanlar hipnotik transa giremezler.
Hipnoz, morfinin yerini de tutuyor diyebilir miyiz?
Derin transa girenlerde veya orta translarda anestezi, analjezi yaratma etkisi var. Daha doğrusu ağrı uyaranları beyinde şuurlandırılmıyor, bloke ediliyor. Ağrı uyaranı beyine geliyor, fakat beyinde şuurlanmadığı, algılanmadığı için kişi ağrı duymuyor. Onun yerine çok hoş bir duygu yerleştirebiliyorsunuz. Bu durumlarda da ağrı kesici olarak kullanılabiliyor. Mesela şu anda yurtdışında Amerika’da, Avrupa Topluluğu’nda morfine dahi cevap vermeyen kanser hastalarında hipnoz uygulanıyor.
Bunun zararları olabilir mi? Diş tedavilerinde, doğum anında hekimlerin hipnozu kullandığını biliyoruz. Bu gibi ağrıların bloke edildiği durumlarda herhangi bir zarar söz konusu olabilir mi?
Bu tip ağrılarda zarar yok, kişiyi rahatlatma açısından faydası var. Zaten ağrı, insanın kendi bedeninin ürettiği bir savunma mekanizması, insanın hayatını kolaylaştırmak için beynin bir yeteneği. Bunu uygun zamanda ve uygun yerde kullanırsanız neden olmasın? Ama her ağrıyı bloke etmek yanlış ve hatalı olabilir. Çok ciddi problemlere neden olabilir. Mesela, baş ağrısı olan biri var, siz başağrısının neden olduğunu bilmiyorsunuz, hipnoz yapmayı biliyorsunuz ve bu kişiyi hipnoz yapıyorsunuz. Ama gelişmekte olan bir beyin kanserinin ön habercisi olan o baş ağrısı bloke edildiğinden dolayı iş işten geçtikten sonra, gözler kör olma noktasına geldikten sonra haberiniz olacak. Dolayısıyla iyilik yapayım derken çok büyük bir kötülük yapmış olacaksınız. Oysa bir doğum sancısı, diş çekimidir buralarda daha farklı. Birisine ameliyat yapılacak; ama hastanın anestezik yapılacak maddelere karşı alerjisi var, anestezik madde yapıldığı zaman hasta şoka girecek, ölecek, ağır bir riski var fakat ameliyat yapılması lazım. Bu kişi hipnoza da yatkın, böyle durumlarda doktor nezaretinde hipnozun kullanılması hoş bir şey.
Sonra da olsa, kişi ağrıyı hissetmeyecek mi?
Tabi, hissetmez. O sizin vereceğiniz telkine bağlı. O tip hastalara otohipnoz öğretilir. Ağrı duyusunu kendisi yok edebilecek duruma getirilir. Bir işlem merkezi var. İşlem merkezinde değerlendirmede son kertede bu şuura çıktı mı çıkmadı mı orada karar mercii var, siz oraya müdahale ediyorsunuz.
Hipnozu kabul etmeyen çevreler de var. Hipnoz adeta bir sihirli değnek gibi görülüyor, acaba bunu açıklayamamaktan dolayı mı kabul edilemiyor?
Bu biraz cehaletle alakalı bir hadise. Anestezik bir gaz hipnozdan daha etkilidir. 2 cc’lik bir ilacı damardan yapıyoruz, hasta ‘küt’ gidiyor. Bir anda şuuru da gidiyor, bilinç altı da açılıyor. Buna kimse garip bakmıyor. Onun fizyolojisini, fizyodinamiğini inceliyor ama bir telkinle insan aynı seviyeye getirilince bu garip karşılanıyor. Bilim adamı, Profesör olmakla da bu değişmiyor. Bir gizem görüyor, bir korku, bir ürperti görüyor onda. Bir de şarlatanlıkla suçlanmak var, şarlatanlığa çok müsait bir konu. Toplum içerisinde bu konuda yapılan şovlar veya insanları aldatmak söz konusu. Etik kuralları aşarak, yardıma gelen insanları suistimal etme perspektifinde kullanılabilecek bir yapıda olması, çok hassas bir çizgide olması, hipnozun somut olarak laboratuvara sokulamaması ve her insanın aynı boyutta hipnotik transa alınamaması, bilimin sebep-sonuç determinal ilişkisine sığmamasından ötürü Türkiye’de biraz bilimin dışında tutulmuştur, tutulmaya da devam ediliyor.
Bilmediğimiz şeylerden korkuyoruz diyebilir miyiz?
Genelde öyle. Fakat bu korkanların hepsi de bunu çok merak ederler. Öğrenmek isterler, fakat öğrenmek için birisinin “Kralın elbisesi yok!” demesi lazım. Onu diyecek cesareti de kimsenin olmadığı için hipnoz “tu ka ka” olur. Bu konuda benim çok tecrübelerim var. Birçok bilim adamı, değerli öğretim üyesi arkadaşlarımız, hocalarımız bu işin nasıl bir şey olduğunu kendilerine öğretmemi istediler. Biz elimizden geleni yaptık ama o kişiler bu işin en yoğun düşmanlarıydı. Tabi bilimde düşmanlık diye birşey olmaz. Bilim adamıysanız bir olayı incelersiniz, irdelersiniz, görüşünüzü beyan edersiniz. Onun haricinde taraf olmak-olmamak, savunmak-savunmamak gibi tavra girmek çok abestir. Ben sülfürik asitin formülünü savunuyorum gibi birşey. Yani ister savun, ister savunma sülfürik asit, sülfirik asittir. Bu kadar basit. Bir hipnozda vaka fenomenleri varsa vardır, yoksa yoktur. Bunu bilim adamları bilimsel kongrelerde tartışırlar, konuyu açarlar ve bakarlar.

HipnozUzm. Dr. Tahir Özakkaş Hipnoz... Bilinç altına direkt ulaşım . İnsanın beraberinde taşıdığı iki dünyadan arkadakiyle ...
Beyaz"Esprinin kökeninde zıtlık yatıyor..." Biz Evlilik Enstitüsü olarak ortaya çıkarken hayatın her kesiminin nabzını tutmaya ...
GrafolojiGrafolog Zeynep Bornovalı Bilindiği gibi yazı yüzyıllar öncesinde keşfedilmiş, tarihin bir dönüm noktası olarak kabul ...

